Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Besinci imam Hz Muhamet Bakir

Besinci Imam Hz.Muhammed Bakir (a.s), hicretin 57. yilinda Safer ayinin üçüncü Medine’de dünyaya geldi. Babasi Hz. Imam Seccad, annesi Hz. Imam Hasan’in kizi Fatima’dir. 38 yasinda imam oldu.

Imam Zeynülabidin, 35 yillik imamlk döneminde bir çok Sia topluluklari olusturmustu. Ama siyasi zulüm ve baski yüzünden Ehlibeyt mektebinin fikhi ve fikri temellerini açiklamaya firsat bulmamisti; Imam muhammed Bakir ve Imam Cafer Sadik döneminde zulüm ve baski otoritesinde meydan gelen zayiflama yüzünden, islam ilimlerini ögrenmek isteyen Ehlibeyt dostlari, her taraftan Medine’ye gelip çesitli islami ilimlerde imam Muhammed Bakir tarafindan yetistiriliyorlardi. Bu nedenle imama Bakir-u Ulum (ilmileri yaran) lakabini verdiler. Imam, hicretin 114 yili Zilhicce ayinin 7. günü sehid oldu. 57 yil yasadi. Imamet müddeti 19 yil sürmüstür. Kabri Medine’de Baki mezarligindadir.

KIZILBAŞ ALEVİ İNANÇ VE KÜLTÜRÜNDE OZANLARIMIZIN YERİ !

Halk şairi diye tabir edilen OZANLAR yüzyıllardır halkın dili olmuşlardır. Yaşadıkları toplumun duygu ve düşüncelerini dile getirerek, yol gösterici olan OZANLARIN tarihi, Eski Türk inanışlarındaki “ŞAMAN”a kadar uzanmaktadır.

Türklerin müslümanlığı kabul ederek Anadolu’ya yerleşmeleri yüzyıllar sürer. 14-15. yüzyıllarda rastladığımız “aşık” sözcüğü Türkçe “ışık”, Arapça “seven-gönül” anlamına gelir.

Araştırmacı Fuat Köprülü, Aşık ve Aşık Edebiyatını şöyle tarif eder; “Aşık, halk arasında umumiyetle saz şairlerine verilen bir isimdir. Yine halk arasında dolaşan bir çok menkıbeler maddi ve cismani, aşktan manevi ve ruhani, aşk derecesine yükseldiklerini, saz çalıp söylemeyi ve ilahi vasıtalarla yani; ya bir mürşidin, pirin yahut Hızır Peygamberin rüyada veya hakikatte tecellisi ile öğrendiklerini anlatır. Aşık Edebiyatı dediğimiz zaman sadece 16.-20. hatta 17 ile 20. asırlar esnasında Anadolu’da yetişen eserleri ve edebi ananeleri zamanımıza kadar devam edip gelen Saz Şairlerine mahsus şiir tarzını kastetmekteyiz.” demektedir.

Anadolu’da halk edebiyatı ve müziğinin önemli bölümünü teşkil eden Aşıklık geleneği, geçmişten günümüze kadar uzanan, kültür mirasının taşıyıcısı olmuş, birçok konuda insanlarını aydınlatmıştır.

Aşıklar, insanı, doğayı, aşkı, tasavvufu ve yaşamdan ölüme her şeyi anlatır. Bu yüzden, Halk Aşığı adını da almışlardır.

Bugünkü Aşık edebiyatında Alevi-Bektaşi etkisi ağırlıktadır. Aşıkların, Bektaşi ruh ve edasına sahip olmalarında etkili unsur, Bektaşi felsefesinin dayandığı hoşgörüden kaynaklanmaktadır. Türklerin müslüman olmasıyla toplumda başlayan ve güzel sanatları sınırlayan yaklaşımlar “sazı yasaklama, şeytan işi görme” Alevi-Bektaşi düşüncesiyle bir çıkış bulmuş ve burada kendisini var etmiştir.

OZANLAR “Uzun ince bir yol…”, çalışması; Eski Türklere kadar uzanan bir geleneğin, günümüze ulaşan örneğidir. Çoğunlukla arşivimizde bulunan, Alevi-Bektaşi Ozanların bir seçkisi niteliğindedir.

Geçmişten geleceğe bir köprü olan ozanlarımızın türküleri Aşık Veysel’in dediği gibi “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” ile yeni nesillere aktarılmaktadır.

İnanç kültürümüzü gözü gibi koruyarak, kendilerinden sonra kuşaktan kuşağa aktararak yüzyılların karanlığından çağımıza kadar getiren onlardır.

Resmi olmayan tarihimizi şiirle yazan, yüreklerde açan acı çiçeklerini anlatan, inanç ve geleneklerimizi yoğurarak şekillendirip pişiren ozanlarımızdır. Ozanın eli hep halkın nabzındadır. Ozanın ustalığı tanrı vergisi değil, bol mücadele ve alın teri ister.

Pir sultan gibi dik durmazsan,

Nesimi gibi bedeninden örülü şalı giymezsen,

Kalender gibi dolu dizgin at sürmezsen,

Bedreddin’in dilinden konuşmazsan

Ozan olurmu?

Ozan inandığı davanın uzun soluklu neferi olması gerekir. Hangi çağda olursa olsun, zalim yöneticileri şiir ve deyişlerinde korkusuz eleştiren, halkın istemlerini halkın dili ile söyleyen ozanlardır. Alevi kızılbaş halk ozanları hep halkın arasında ve hep halkla dolaşmışlar. Ozan halkının eli ayağı gibidir. Halkının atan yüreğidir, konuşan dilidir, gören gözüdür, söylenecekse söyleyen sözüdür. Ozan ölümsüzdür, kendisinden önce ve sonradan gelenlerle gönül köprüsü kurandır. Onların şiir ve deyişleri çok derinden ve dipten gelen bir dalgaya benzer. Halk arasında yayıldığı yörelerde, kurumayan bir pınar gibidir.

Ozan su gibi olmalı,

Yüzünü yerde sürmeli,

İçtıkçe can vermeli,

Dağ yeli gibi hep esmeli.

Ozan alın teri olmalı.

Toplumsal barışın acıdan doğduğunu en iyi bilen ozandır. Uzun yürüyüşün yolcusudur. İsyan ve başkaldırı geleneğini, bütün yasaklara rağmen geçmişten günümüze kadar taşıyan onlardır. Ilgit ilgit esen seher yeli gibi, bütün engelleri aşıp sevda, aşk, umut yüklü şiirleri ile halkın arasında olmuşlardır.

Anadolu kızılbaş Alevileri ozanlarını anlatırken onlar her dönemde yaralı onurun sesi olarak susmamış, Anadolu’da Alevi inanç ve ibadetinin taşıyıcıları ve sözcüleridir. Onlar ikrar ve itikatle ekilen tohumların Anadolu’da boy verenleridir.

Anadolu Ozanlık Misyonu;
en yakın tarihi ile onbin yıllık bir kültürün üstüne
katlana gelmiş, Asyakültürü’nü oluşturmuş,
Asyakültürü içerisinde Anadoluharmanı’nı
mozaiklemiş bir kültürün adıdır.

Ozan;
bulunduğu halkın tarihini, mevcut yaşamını
ve geleceğini ince, çok hassas bir mesuliyetle
Sazlıkültüre döken insandır.

- İşte ben böyle bir Halk’tan geldiğim için tükenmiyorum.
Kaynak olarak Halk’ımı gösteriyorum.

- Aşık Mahzuni Şerif -

MAM MUHAMMED BAKIR 
Besinci Imam Hz.Muhammed Bakir (a.s), hicretin 57. yilinda Safer ayinin üçüncü Medine’de dünyaya geldi. Babasi Hz. Imam Seccad, annesi Hz. Imam Hasan’in kizi Fatima’dir. 38 yasinda imam oldu.

Imam Zeynülabidin, 35 yillik imamlk döneminde bir çok Sia topluluklari olusturmustu. Ama siyasi zulüm ve baski yüzünden Ehlibeyt mektebinin fikhi ve fikri temellerini açiklamaya firsat bulmamisti; Imam muhammed Bakir ve Imam Cafer Sadik döneminde zulüm ve baski otoritesinde meydan gelen zayiflama yüzünden, islam ilimlerini ögrenmek isteyen Ehlibeyt dostlari, her taraftan Medine’ye gelip çesitli islami ilimlerde imam Muhammed Bakir tarafindan yetistiriliyorlardi. Bu nedenle imama Bakir-u Ulum (ilmileri yaran) lakabini verdiler. Imam, hicretin 114 yili Zilhicce ayinin 7. günü sehid oldu. 57 yil yasadi. Imamet müddeti 19 yil sürmüstür. Kabri Medine’de Baki mezarligindadir.

KIZILBAŞ ALEVİ İNANÇ VE KÜLTÜRÜNDE OZANLARIMIZIN YERİ !

Halk şairi diye tabir edilen OZANLAR yüzyıllardır halkın dili olmuşlardır. Yaşadıkları toplumun duygu ve düşüncelerini dile getirerek, yol gösterici olan OZANLARIN tarihi, Eski Türk inanışlarındaki “ŞAMAN”a kadar uzanmaktadır.
Türklerin müslümanlığı kabul ederek Anadolu’ya yerleşmeleri yüzyıllar sürer. 14-15. yüzyıllarda rastladığımız “aşık” sözcüğü Türkçe “ışık”, Arapça “seven-gönül” anlamına gelir.
Araştırmacı Fuat Köprülü, Aşık ve Aşık Edebiyatını şöyle tarif eder; “Aşık, halk arasında umumiyetle saz şairlerine verilen bir isimdir. Yine halk arasında dolaşan bir çok menkıbeler maddi ve cismani, aşktan manevi ve ruhani, aşk derecesine yükseldiklerini, saz çalıp söylemeyi ve ilahi vasıtalarla yani; ya bir mürşidin, pirin yahut Hızır Peygamberin rüyada veya hakikatte tecellisi ile öğrendiklerini anlatır. Aşık Edebiyatı dediğimiz zaman sadece 16.-20. hatta 17 ile 20. asırlar esnasında Anadolu’da yetişen eserleri ve edebi ananeleri zamanımıza kadar devam edip gelen Saz Şairlerine mahsus şiir tarzını kastetmekteyiz.” demektedir.
Anadolu’da halk edebiyatı ve müziğinin önemli bölümünü teşkil eden Aşıklık geleneği, geçmişten günümüze kadar uzanan, kültür mirasının taşıyıcısı olmuş, birçok konuda insanlarını aydınlatmıştır.
Aşıklar, insanı, doğayı, aşkı, tasavvufu ve yaşamdan ölüme her şeyi anlatır. Bu yüzden, Halk Aşığı adını da almışlardır.
Bugünkü Aşık edebiyatında Alevi-Bektaşi etkisi ağırlıktadır. Aşıkların, Bektaşi ruh ve edasına sahip olmalarında etkili unsur, Bektaşi felsefesinin dayandığı hoşgörüden kaynaklanmaktadır. Türklerin müslüman olmasıyla toplumda başlayan ve güzel sanatları sınırlayan yaklaşımlar “sazı yasaklama, şeytan işi görme” Alevi-Bektaşi düşüncesiyle bir çıkış bulmuş ve burada kendisini var etmiştir.
OZANLAR “Uzun ince bir yol…”, çalışması; Eski Türklere kadar uzanan bir geleneğin, günümüze ulaşan örneğidir. Çoğunlukla arşivimizde bulunan, Alevi-Bektaşi Ozanların bir seçkisi niteliğindedir.
Geçmişten geleceğe bir köprü olan ozanlarımızın türküleri Aşık Veysel’in dediği gibi “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” ile yeni nesillere aktarılmaktadır.
İnanç kültürümüzü gözü gibi koruyarak, kendilerinden sonra kuşaktan kuşağa aktararak yüzyılların karanlığından çağımıza kadar getiren onlardır.
Resmi olmayan tarihimizi şiirle yazan, yüreklerde açan acı çiçeklerini anlatan, inanç ve geleneklerimizi yoğurarak şekillendirip pişiren ozanlarımızdır. Ozanın eli hep halkın nabzındadır. Ozanın ustalığı tanrı vergisi değil, bol mücadele ve alın teri ister.

Pir sultan gibi dik durmazsan,
Nesimi gibi bedeninden örülü şalı giymezsen,
Kalender gibi dolu dizgin at sürmezsen,
Bedreddin’in dilinden konuşmazsan
Ozan olurmu?

Ozan inandığı davanın uzun soluklu neferi olması gerekir. Hangi çağda olursa olsun, zalim yöneticileri şiir ve deyişlerinde korkusuz eleştiren, halkın istemlerini halkın dili ile söyleyen ozanlardır. Alevi kızılbaş halk ozanları hep halkın arasında ve hep halkla dolaşmışlar. Ozan halkının eli ayağı gibidir. Halkının atan yüreğidir, konuşan dilidir, gören gözüdür, söylenecekse söyleyen sözüdür. Ozan ölümsüzdür, kendisinden önce ve sonradan gelenlerle gönül köprüsü kurandır. Onların şiir ve deyişleri çok derinden ve dipten gelen bir dalgaya benzer. Halk arasında yayıldığı yörelerde, kurumayan bir pınar gibidir.
Ozan su gibi olmalı,
Yüzünü yerde sürmeli,
İçtıkçe can vermeli,
Dağ yeli gibi hep esmeli.
Ozan alın teri olmalı.

Toplumsal barışın acıdan doğduğunu en iyi bilen ozandır. Uzun yürüyüşün yolcusudur. İsyan ve başkaldırı geleneğini, bütün yasaklara rağmen geçmişten günümüze kadar taşıyan onlardır. Ilgit ilgit esen seher yeli gibi, bütün engelleri aşıp sevda, aşk, umut yüklü şiirleri ile halkın arasında olmuşlardır.
Anadolu kızılbaş Alevileri ozanlarını anlatırken onlar her dönemde yaralı onurun sesi olarak susmamış, Anadolu’da Alevi inanç ve ibadetinin taşıyıcıları ve sözcüleridir. Onlar ikrar ve itikatle ekilen tohumların Anadolu’da boy verenleridir.

- Anadolu Ozanlık Misyonu;
en yakın tarihi ile onbin yıllık bir kültürün üstüne
katlana gelmiş, Asyakültürü’nü oluşturmuş,
Asyakültürü içerisinde Anadoluharmanı’nı
mozaiklemiş bir kültürün adıdır.

- Ozan;
bulunduğu halkın tarihini, mevcut yaşamını
ve geleceğini ince, çok hassas bir mesuliyetle
Sazlıkültüre döken insandır.

- İşte ben böyle bir Halk’tan geldiğim için tükenmiyorum.
Kaynak olarak Halk’ımı gösteriyorum.

- Aşık Mahzuni Şerif -

PİR SULTAN ABDAL (16. yüzyıl)

Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun bagrindan cikan en büyük halk ozanlarindan biridir.Yasami boyunca haksizliklara karsi mücadele etmis, hatta asilacagini bile bile bu tutumundan vazgecmemistir. Siirleri ve direnisci tutumuyla nice kusaklara örnek olmustur. Pir Sultan’in siirleri ve deyisleri hala dilden dile ve agizdan agiza dolasiyor. Bu büyük insanin hayatina bakmakta yarar var.

Pir Sultan Abdal’in 1510/14 -1589/90 yillar arasinda yasadigi tahmin ediliyor. Öz adi Haydar olmasina karsi siirlerinde Pir Sultan mahlasini kullanir. Kendisi Sivas’in Yildizeli ilcesinin Circir bucagina bagli Banaz köyünde dünyaya gelmistir. Yirmi yasina bastiginda Seyit Ali Sultan Dede’nin dergahina baglanir ve ikrarini verir. Tam bes yil gece-gündüz demeyip, o dostluk ve muhabbet kapisina eli erdigince, gücü yettigince katkida bulunur. Odun tasir, su getirir, hasat kaldirir, konuklar agirlar, ac doyurur, harama el sürmez ve dergaha bir tek haram lokma getirmez. Eline, diline, beline sahip olmak; onun da diger canlar gibi hic aklindan cikarmadigi bir temel ilke olur. Haydar, dergaha ve dolasiyla halka hizmeti, Hakk’a hizmet sayar. Makamlari adim adim alir ve sonunda „Pir” makamina erisir. Pir Sultan Abdal Seyit Ali Sultan Dede’den dedelik hirkasini ve Pirlik nisanini aldiktan sonra canlari tek tek dolasir ve dertlerini dinler. O günlerde, Andadolu’da kötülük kol geziyor, zalim esen rüzgar ölüm türküleri söylüyordu.

Vahsi padisahlar,rüsvetci kadilar, yobaz müftüler, zalim pasalar ve niceleri halkin alin terine bakmadan insanlarin hayatini ceheneme dönüstürüyorlardi. Özellikle Alevi toplumunu kafirlikle, imansizlikla ve zindiklikla sucluyorlardi. gerek Selcuklu, gerekse Osmanli döneminde irili ufakli pek cok ayaklanma girisimi olmus, fakat hepsi basarisizlikla sonuclanmisti.Pir Sultan Abdal, zalimlere, ezenlere karsi siirlerini bir silah olarak kullandi, ömrünün sonuna dek türkülerini hem de yüksek sesle söylemekten kacinmadi. Anadolu Alevilerinin zulme karsi baskaldirmalarina önderlik eden Pir Sultan, Hizir Pasa tarafindan asilmistir. Yine söylentilere göre Pir Sultan Abdal’in Seyyid Ali, Pir Muhammed ve Er Gayib adli üc oglu ile Sinem adli bir de kizi vardi.

Pir Sultan Abdal adi, bugün bile isbirlikci, yobaz, gerici kesimlere korku vermektedir. Öyle ki, türkülerine ve hatta heykeline bile tahammül edemeyenlere, hem de sikca rastlanmaktadir. Haksizliga karsi mücadelenin bir simgesi haline gelen bu büyük ozani Alevilerin sembolü olarak saygila aniyoruz.

Şiirlerinden ise Safevi Devleti hükümdarı Şah İsmail’in oğlu olan Şah Tahmasb zamanında yaşadığı anlaşılır.
Pir Sultan Abdal, döneminin toplumsal sorunlarına eğilmiş, bunları kendisine konu edinmiş, çıkış yolları aramış, yer yer şiirini sanatını da bu uğurda aracı yapmış bir ozandır. Bu nedenle halkla, halkın sorunlarıyla özdeşleşmiş ve bütünleşmiştir.
Pir Sultan Abdal, Osmanlı zulmüne karşı Anadolu halkının sıkılmış yumruğudur. Haksız gidişe “dur” diyen bir haykırıştır.

Bizden selam söylen Kul Himmet kardaşa
Vücudun şehrini gezsin de gelsin
Yedi kat yer ile yedi kat göğün
Onun mânasını versin de gelsin

Benim aradığım Hazret-i Ali
Altından dökülmüş Düldül’ün nalı
Kırk arşın kuyudan kim çıkarmış yolu
Yolun tedarikin sürsün de gelsin

Dervişlik dediğin kolay bir iştir
Ali’nin gördüğü mübarek düştür
Canı yok cismi yok bu nasıl kuştur
Bu kuşun dilinden bilden de gelsin

Dervişlik dediğin arıtır sözü
Araya mı gitti garibin sözü
Demirin üstünde karınca izi
Karanlık gecede görsün de gelsin

Pir Sultan Abdal’ım özümüz darda
Seni sakınırım ağyâr nazarda
Çıkmadık can kazılmadık mezarda
Cenaze namazın kılsın da gelsin.

BİLGİLER
tarafından 14 Nisan 2014 - 22:53 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 222 kez Okunmuştur.
ETİKETLER
PAYLAŞ

Yoruma Kapatildi.